Bin Dokuz Yüz Seksen Dört / Nineteen Eighty-Four – Özet

Orjinal Adı: Nineteen Eighty-Four

Orjinal Dili: İngilizce

Yazarı: George Orwell

51.Basım Can Yayınları

Basım Yeri: İstanbul

Basım Yılı: 2015

Sayfa Sayısı: 350

Yazar ve Roman Hakkında

George Orwell 1903 yılında Hindistan ‘da doğmuştur ve İngiliz edebiyatının en önemli isimlerindendir. Asıl ismi Eric Arthur Blair’dır, babası Hindistan ‘da görevli bir İngiliz, annesi ise Fransız asıllıdır. Aristokrat bir ortamda büyümüştür, İngiltereye döndükten sonra 1922 de Eton Collegedan mezun olmuş, Üniversiteye gitmek yerine aile geleneğini sürdürmeyi tercih etmiş, Birmanya ‘ya giderek İmparatorluk Polis Teşkilatına girmiş ama o hep edebiyatla ilgilenmek istemiştir.

İngilizlerin Birmanyalılara yaptığı baskıları görünce 1928 ‘de polislikten istifa etmiş ve günümüzde de hala büyük ilgi gören kitaplarını yazmaya başlamıştır. Orwell ömrü boyunca 9 kitap ve yüzlerce makale yayımlamıştır. Son zamanlarını hastalıklarla geçiren George Orwell, 1950 yılında Londra’da, 46 yaşında vefat etmiştir

Roman, Avrupadaki Son Adam (The Last Man in Europe) ismiyle 1947 – 1948 yıllarında George Orwell (Eric Arthur) tarafından yazılmıştır, pazarlama meseleleri nedeniyle romanın adı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (Nineteen Eighty-Four) olarak değiştirilmiştir ve ilk kez 8 Haziran 1949 ‘da basılmıştır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört alegorik bir politik romandır, hikâyesi distopik bir dünyada geçer. Anti-Ütopya roman türlerinin en ünlülerindendir.

Roman Karakterleri

Winston Smith: Romanın başkarakteridir. Okyanusya ‘ya hükmeden “Parti”nin “Gerçek Bakanlığı”nda çalışmakta ve gerekli olduğunda Times gazetesinin geçmiş sayılarında ‘Parti’ lehine düzenlemeler yapmaktadır. Yaşadığı baskı rejiminin farkındadır ancak Parti ‘nin Totaliter düzeni karşısında pek fazla birşey yapamamaktadır. Çocukluğuna ait bir kaç anı ve hatırladığı olaylarla Parti ‘nin emrettiği şeyler arasındaki bariz çelişkileri fark ettikçe huzursuzluğu artar ve içinde yaşadığı baskı rejiminden kurtulmak üzere harekete geçme isteğine karşı koyamaz harekete geçer.

Büyük Birader (Big Brother): Parti ‘nin mutlak lideri ve de bir bakıma yüzüdür çünkü onu halktan gören kimse yoktur. Ülkenin her yerinde üzerinde “Büyük Birader Seni İzliyor” yazan afişleri bulunur. Her evde yer alan Tele-ekranlarda (TV-kamera) sürekli onun görüntüleri propaganda malzemesi olarak yayınlanır.

O’Brien: Winston ve Julia ‘ya yakınlık göstererek diktatörlük düzenini yıkacak ve ülkeyi yeniden özgürleştirecek Kardeşlik Örgütü’nün bir üyesi olarak onları da gruba dâhil eder. Ancak gerçekte Büyük Birader’in Parti’sinin yüksek seviyeli bir üyesidir, görevi Winston ve Julia gibi partiye boyun eğmeyenleri tespit edip yok etmektir.

Yoldaş Ogilvy: Topluma Parti için savaşmanın ve zor şartlara dayanmanın ne kadar onurlu bir davranış ve nam yapıcı bir şey olduğunu benimsetmek için Büyük Birader’in partisi tarafından uydurulmuş aslında hiç var olmamış hayali bir savaş kahramanı.

Syme: Araştırma Dairesi’nde çalışmakta olan bir filolog ve ‘Yeni Söylem’uzmanıdır, Yeni Söylem Sözlüğü için oluşturulan uzman kadroda görev almaktadır ve Winston’ın arkadaşıdır. Fazla zeki biridir ve bu zekiliği Parti için tehlike arz ettiğinden yok edilecektir.

Julia: Seks Karşıtı Gençlik Birliği’nde çalışan genç ve güzel bir kadındır. Parti ‘ye ve diktatörlüğe bağlı ateşli bir taraftar gibi görünür ancak aslında partinin dayattığı hayattan nefret etmekte kendi dünyasında arzularına göre kaçamaklar yapmaktadır. Cinsel dürtülerini bastırmaz ve Winston ile de özgürce sevişebilmek başta olmak üzere partinin yasakladığı birçok şeyi birlikte gerçekleştirirler.

Emmanuel Goldstein: Büyük Birader’in Parti’sine muhalif olan Kardeşlik Örgütü’nün kurucusudur. Hayatta olup olmadığı bilinmemektedir ancak parti tarafından en büyük vatan haini ve terörist ilan edilmiştir. Tele-ekranlardan sürekli onun aleyhinde propaganda yapılmaktadır.

Mr. Charrington: Antikacı dükkânının ve Winston ve Julia ‘nın gizlice buluştukları dükkânın üst katındaki odanın sahibidir, gerçekte Partiye hizmet eden bir istihbaratçıdır.

Kitapta Geçen Bazı Farklı Kurum ve Kavramların Açıklamaları

Parti: Büyük Birader’in liderliğini yaptığı totaliter iktidar.

Gerbak (Gerçek Bakanlığı): Eğlence, eğitim, güzel sanatlar ve haberler ile ilgilenen bakanlık.

Barbak (Barış Bakanlığı): Savaşlar ile ilgilenen bakanlık.

Sevbak (Sevgi Bakanlığı): Yasa ve düzeni sağlayan bakanlık.

Varbak (Valık Bakanlığı): Ekonomi işleri ile ilgilenen bakanlık.

İNGSOS (İngiliz Sosyalizmi): Büyük Birader’in Partisinin adı.

Proleterler: Toplumu üçe ayıran partinin en yoksul, en eğitimsiz ve en ağır işlerde çalışan bireylerin tamamına verdikleri isim.

Yeni Söylem: Büyük Birader’in iktidarı, halkın konuştuğu resmi dil olan İngilizcenin parti politikasını olumsuz etkileyebilecek kavramlarını kitaplardan ve belleklerden silmek amaçlı kendi çıkarları doğrultusunda ürettikleri sözcüklere ve bu sözcüklerden oluşan partinin resmi diline denir.

Çift Düşün Kavramı: Çeliştikleri bilindiği halde her iki düşünceye de inanarak birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak, doğru olanı seçen mantığa karşı yanlış bilgiye de kendini inandırmak sureti ile yanlış olanı da mantıklı bulup mantığa karşı mantık kullanmak.

Konu

Yazar romanında, Büyük Birader’in Partisi yönetimindeki Okyanusya’da yaşayan Winston Smith isimli orta yaşlı bir adamın sorguladığı diktatör rejim tarafından yok edilişini, iktidarın istediği takdirde neler yapabileceğini ve bir toplumun tüm bu olup bitenlere nasıl suskun kaldığını konu

Özet

Büyük Birader’in partisi yönetimindeki Okyanusya’nın Londra kentinde yaşayan Winston Smith, soğuk güneşli bir nisan günü Zafer Konutları’ndaki dairesinde, o gün çevresinde gözlemlediği, üzerinde “Büyük Birader’in Gözü Üstünde” yazan dev Büyük Birader posterlerini, posterlerin altından esen rüzgarla bir görünüp bir yok olan İNGSOS yazısını, oturduğu binanın terasından gözlemlediği Londra’nın en büyük yapıları olan bir aradaki Gerbak, Barbak, Sevbak ve Varbak binalarını, oturduğu yerden rahatlıkla sesini duyabildiği Düşünce Polisi araçlarının sirenlerinin ona hissettirdiği rahatsızlığı ve tüm bunları düşünürken her sesi her hareketini gözlemleyen ve neredeyse 7/24 Parti propagandası için yayın yapan evin tüm odalarında hatta tuvaletinde bile olan Tele- Ekranı düşünürken masasının çekmecesindeki çok eski olduğu anlaşılan defteri görür.

Winston içinden bir şeyler yazmayı geçirir, bu eylem düşünce suçu olduğundan bir hayli kararsız kalır oturup düşünürken geçmişini anımsar, ne kadar az anısı olduğunu hatta doğum tarihini bile bilmediğini fark eder. Ailesi ile ayrıldığı anlara dair ufak tefek anlık anımsalar dışında hiç bir şey kalmamıştır zihninde sanki hiç var olmamış adeta silinmiş gibidir tüm anılar.

Tüm bunlarda bir tuhaflık olduğunu hissetmekte ve yazma arzusu güçlenmektedir, nitekim bu arzuya karşı koyamayıp, yakalandığında başına gelecek her şeyi göze alarak defteri eline alır. Tele-Ekranın görmediği kör bir noktaya geçip müthiş bir suçluluk duygusuyla “Kahrolsun Büyük Birader ”yazar, bu esnada kapı çalar, karşısında komşusu Bayan Parsons’ı görür.

Bozulan lavabo gideri için yardım istemektedir, onu kıramayıp dairesine gider, oldukça dağınık, pis ve çocukların gürültüsü ile inleyen odanın içinden süzülüp mutfağa geçer ve gideri onarmaya başlar. Bayan Parsons’ın çocukları adeta Winston’un düşünce suçu işlediğini anlamışçasına Düşünce Polisi taklidi yaparak Winston’u suçlalar.

Mevcut rejimde aileler çocuklarını sevmeye korumaya, çocuklarsa ailelerinin iktidara olan sadakat ve teslimiyetlerini gözlemlemeye, ebeveynlerinin olası olumsuz bir eylemlerinde Düşünce Polisine ispiyonlamaya özendirilir. İspiyonlamaya özendirmek içinse üst akıllar tarafından ailelerini ihbar eden çocuklara Kahraman unvanı verilir.

Düzenli olarak her gün Tele – Ekran kanalı ile rejim düşmanlarını lanetlemek için “İki Dakika Nefret” yayını yapılır. Winston, geçmişine ve yönetime dair aklında binlerce soru olmasına ve rejimi onaylamamasına rağmen kantindeyken denk geldiği İki Dakika Nefret yayınına sürü psikolojisi ile öyle iştahla katılır ki bundan müthiş haz alır. Bu nefret kusma seansları ağırlıklı, iktidarın en dişli muhalifi Emmanuel Goldstein’ın ne kadar azılı bir düşünce suçlusu ve vatan haini olduğunu halkın zihnine kazımak için gerçekleştirilir.

Böyle bir nefret kusma seansı esnasında Winston, güzel bir bayan ve O’Brien ile karşılaşır. Hiç konuşmamış olmalarına rağmen Winston garip bir şekilde O’Brien ile göz göze geldiğinde onun da kendisi gibi düşündüğüne inanır. Yanıldığını çok sonra anlayacaktır.

Winston gizlice tuttuğu güncesinin satır aralarında bilinçaltını konuşturmaya devam etmektedir. Düşündükçe geçmişten günlerine ne kadar az bilgi geldiğini anlamaktadır. Bilinen tarihi bilgilere göre Okyanusya, Avrasya ile savaşmış sonrasında bağlaşma sağlamış ardından Doğuasya ile savaşmış onlarla da bağlaşma sağlayıp tekrar Avrasya ile savaşmaya başlamıştır, tarih boyunca iki ülke ile düzenli olarak savaşılması Winston’a çok garip gelmektedir. Winston, Okyanusya’nın savaş tarihi ışığında durum değerlendirmesi yaptığında, tarihi bilgilerin gerçeği yansıtmadığı kanaatine varır.

Winston, Gerbak’taki görevi icabı Times gazetesinin eski baskılarında, yönetimin isteği doğrultusunda partinin vaktiyle üretim ve tüketimdeki iyileştirmeye dayalı geleceğe dair yaptıkları açıklamaların tutarsızlıkları ve yanlış tahminleri üzerinde günün uygun verilerine uyarlamaya yönelik düzenlemeler yapmaktadır. Bu düzenlemeleri yaparken partinin ne kadar tutarlı ve ön görülü olduğu konusunda halkı ikna etmek için yalan haber yaptırdıklarını bilmekte ve bunun hiçbir şeklide etik olmadığını düşünmektedir.

Haberleri izlerken yüz güldüren üretime dair istatistik verilerin, yaptığı iş nedeni ile yalan haber olduğunu adı gibi bilmektedir. Halk, üretildiği ve iyileştirildiği iddia edilen ürün ve hizmetlerden her geçen gün daha az faydalanırken ekranlarda adeta geçmişe nazaran ürün ve hizmet açısından her geçen gün iyi yönde gelişmeler olduğu paylaşılmaktadır.

Winston bir gün Yeni Söylev Sözlüğü çalışmalarının uzman kadrosunda görevli Syme isimli arkadaşı ile karşılaşır. Syme, Yeni Söylev çalışmaları bittikten sonra halkın kademeli olarak yeni kavramları kullanmaya başlayacağını, özgürlük gibi önemli kavramların artık başka şeyler ifade edeceğini, kavramların kendisinin veya içeriğindeki mananın değiştirildiğinde, insanların istediği halde birçok şeyi ifade edecek cümleler kuramayacağını anlatır. Tüm bu çalışmaların tamamlanıp amacın hayata geçirilmesi için hedef 2050 yılıdır. Winston, Syme’n anlattıklarını dinledikten sonra onun ne kadar zeki biri olduğu kanaatine varır fakat Okyanusya iktidarı zeki insanları kendileri için tehlike arz ettiğinden fazla yaşatmaz deyim yerindeyse buharlaştırır ki hikâyenin devamında çok geçmeden Syme yok edilecektir.

Tüm bu geçmişi yok etme çalışmalarına çocukların okul kitapları da dâhil edilmiş ve çocuklara iktidara itaatin zorunluluğu ve önemi yumuşak bir dille anlatılarak benimsetilmeye çalışılmaktadır.

Winston, Saint Pancras istasyonunun kuzeyinde yaşayan Proleterlerin bulunduğu muhitte gezerken bir antika dükkânı görür ve o dükkândan evdeki güncesini uzun zaman önce satın almış olduğunu anımsar. Antika dükkânının sahibi Bay Charrington ile konuşarak dükkânı incelemekte ve geçmişe dair bilgi verecek bir kitap veya nesne bulmayı ümit etmektedir. Tüm muhabbet etrafı kolaçan etmesine rağmen tarihe ışık tutacak bir şey bulamaz, bir mercan fosili satın aldıktan sonra dükkândan ayrılmayı planlarken Bay Charrington ona üst kattaki eski eşyalarla döşenmiş vaktiyle eşi ile kullandığı küçük odalarını gösterir. Odada Tele-Ekran yoktur Winston gözetlenemeyeceği bir sığınak bulduğuna çok sevinir ve odayı kiralar.

Antika dükkânına gittiği ilk gün Julia ile karşılaşır ve onun bir düşünce polisi veya ajan olduğunu zannedip tedirgin olur ve oradan uzaklaşır. Dükkana bir sonraki gidişinde bileğini incitmiş yerde yardım bekleyen genç ve güzel Julia ile tekrar karşılaşır. Julia düştüğü yerden kalkmak için Winston’un elinden tuttuğu sırada avucuna gizlice bir not bırakır. Notta “Seni Seviyorum” yazmaktadır ve bu Winston’un çok hoşuna gider bir şekilde Julia’ya geri dönüş yapar, buluşma zamanı ve yerini belirlerler. Julia Seks Karşıtı Gençlik Birliği’nde çalışan genç ve güzel bir kadındır. Parti ‘ye ve diktatörlüğe bağlı ateşli bir taraftar gibi görünür aslında partinin dayattığı hayattan nefret etmekte kendi dünyasında arzularına göre kaçamaklar yapmaktadır. Julia ile kısa sürede yakınlaşır ve tüm yasaklara rağmen gözlerden uzak bir yerde birlikte olurlar, bu birliktelik sonrası Winston Julia ile yaşadığı cinsel deneyimin hazzının şehvet veya aşktan kaynaklı değil daha çok Partinin yasakladığı bir eylemi gerçekleştirmiş olmaktan kaynaklandığını düşünür.

Okyanusya’da kimin kimle evleneceği ve cinsel birliktelik yaşayacağı direk olmasa da dolaylı yollardan kontrol edilmekte ve gelişi güzel cinsellik yaşamak yasak ve büyük bir suç olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla Winston Julia ile birlikte olarak mevcut rejime bir darbe indirdiğini düşünmekte ve içten içe küçük zaferini kutlamaktadır. Artık Julia ile Bay Charrington’ın dükkânın üst katında sık sık buluşup güzel vakit geçirmekte tedirgin olmadan sevişmenin hazzına varmaktadırlar. Julia ile buluşup sevişmeyi planladığı bir gün Julia’nın ona regl olması nedeni ile gelemeyeceğini söylemesinin ardından onu göremeyecek olmanın üzüntüsünü ve dokunamamanın siniri yüreğinde hissettiğinde Julia’ya farkında olmadan âşık olduğunu fark eder.

Winston, bu diktatör iktidara karşı bir şeyler yapmaları gerektiği, kendilerinin zafere ulaşamayacaklarını bildiğini ama hiç bir şey yapmadan da oturmanın doğru olmadığını, belki kendilerinden sonraki nesil için bir iz bir mesaj ya da başka bir şeyler geride bırakabileceklerini, böylelikle onların uyanıp ayaklanmasını sağlayacaklarını Julia’ya söyler fakat Julia pek oralı değildir.

Birgün Winston tekrar O’Brein ile karşılaşır ve konuşmaya başlarlar, Syme’ın yok edilmiş olduğunu anlamışına vesile olan Yenisöylem’e dair muhabbetlerinde O’Brein’ın sözleri Winston’a adeta şifreli bir davet gibi gelir. Artık neredeyse emindir O’Brein’ın da kendisi gibi düşündüğünden. O’Brein Winston’a Yenisöylev sözlüğünü incelemek isteyip istemediğini sorar ve Winston bu sözlerin altında yatan gizli mesajı anladığını belli ederek elbette der, O’Brein bir adres verir ve uğrayıp sözlüğü alabileceğini söyler.

Winston kısa süre sonra verilen adrese Julia ile gider ve O’Brein’ın odasına kâhya tarafından kabul edilir. Odada selamlaşıp muhabbet ettikleri sırada O’Brein Tele- Ekranı kapatır ve daha açık konuşmaya başlar. Winston, O’Brein’ın Tele- Ekranı kapatabilmiş olmasına hayretler eder, o daha önce Tele- Ekranın kapatılabileceğini bilmiyordur, O’Brein bunun ancak partinin üst düzey görevlilerine mahsus bir şey olduğunu söyler ve konuya girerler.

O’Brein, Winston’a Goldstein ve Kardeşlik Örgütü’nden bahseder bu örgüte katılmak istediği takdirde kendisine Goldstein’ın bir kitabını hiç ummadığı bir anda yere düşmüş bir çanta numarası ile ileteceklerini ve okuması gerektiğini ancak bunun öncesinde kendisine bazı sorular sorması gerektiğini söyler.

Winston ve Julia’ya akla, ahlaka ve insanlığa sığmayacak, cinayetten tecavüze, intihardan hırsızlığa türlü hizmetleri örgüt için gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceklerini ve birbirlerine gerektiğinde ihanet edip ayrılabileceklerini sorar. Winston ve Julia ona hayran bir şekilde hiç düşünmeden sadakat göstergesi olarak birbirlerinde ihanet edip ayrılmaları dışında geri kalan her şeyi kabul ederler. Bunu gören O’Brein az önce söylediklerinin bir kandırmaca olduğunu ve örgüte katıldıkları takdirde tamamen örgüt üyelerinden bağımsız kendi başlarına örgüt için gerekli ve uygun gördükleri hizmetleri yapmaları gerektiğini eğer başları derde girerse örgütten kimsenin onlara yardım etmeyeceğini, çok gerekli olduğu takdirde, tutuklandıklarında hücrelerine bir jilet sokabileceklerini ama bununda kesin bir vaat olmadığını kısaca örgütün çıkarlarına yönelik tüm çalışmalarda tamamen yalnız başlarına olacaklarını ve kabul ettikleri takdirde sonlarının bir felaket olmasının kaçınılmaz olduğunu söyler. Her şeyi kabul eder ve oradan ayrılırlar.

Çok geçmeden Winston kalabalık bir ortamdayken yere çantanızı düşürdünüz numarası ile kitap kendisine ulaştırılır. Nefret Haftası nedeni ile o günlerde aşırı yoğun çalışmış ve dinlenmek için kiraladığı odaya gitmeyi planlayan Winston, ilk fırsatta oraya gidip kitabı okumaya başlar. Kitabın bir kısmını da sonradan yanına gelen Julia için sesli okur fakat Julia her zaman ki gibi pek ilgili değildir bu konuya dinlerken uyuyup kalır. İlerleyen saatlerde Julia’nın da uyuduğunu fark eden Winston okumayı bırakır ve uyumayı planlar.

Bu esnada okuduğu ve henüz bitmemiş olan kitabın içeriğinde tatmin edici bilgiler olmadığını, bildiğinin dışında yeni bir şey öğrenmediğini düşünür. Yine uyumaya çalışırken aklından, Proleterler ’in günün birinde etraflarında olup biteni fark edip ayaklandıklarında Okyanusya halkının bu diktatör yönetimden kurtulmalarının mümkün olabileceğini geçirmektedir çünkü sayıca fazladırlar

ve iktidar onları hayvanlar ile bir gördüğünden tehlikeli bulmuyor ve ne yaptıklarını çok umursamıyordur. Zihninde dönüp dolaşan düşüncelerle uykuya dalar ve uyandığında kalkıp pencereden dışarıyı seyrederken duvarda asılı Resmin arkasından bir yabancı bir ses yükselir. Resim yere düşer ve arkasındaki Tele- Ekran ortaya çıkar, Winston ve Julia neye uğradıklarını şaşırırlar, bir anda siren sesleri, postalların gıcırtısı ve bağıran üniformalı insanlar sarar etraflarını. Her ikisi de etkisiz hale getirildikten sonra Bay Charrington olduğundan çok farklı bir duruş ve yüz ifadesi ile içeri girer ve onlardan biri olduğunu belli etmek istercesine polislere birkaç direktif verir. Winston ve Julia bunca zaman takip edildikleri ve onca düşünce suçuna adım adım onları tanık etmiş olduklarından dolayı şoktadırlar.

Polisler Julia’yı alıp götürür, artık uzun bir süre görüşemeyeceklerdir.

Winston Sevbak’taki karanlığın olmadığı bir hücreye götürülür, korkuyordur, orada kaldığı süre içinde bazı tanıdığı kişilerde aynı hücreye konur, değişik olaylar ve işkencelere tanık olur. Aynı hücreyi paylaştığı insanların ortak korkusu 101 no’lu odadır. Bu odaya kimse gitmek istemiyordur. Ne kadar zamandır orada olduğunu bilmeyen Winston’un hücresine O’Brein gelir, Winston, onun da kurulan bu tuzakta işbirlikçi olduğunu anlar. Artık O’Brein nezaretinde türlü işkencelerle geçecek günler Winston’u beklemektedir.

Acı dolu günlerin ardından Winston’a O’Brein tarafından iki kere ikinin kaç ettiğine dair bir soru yöneltilir. Winston dört der, yanlış cevap verdiği için daha ağır işkencelere maruz kalır.

Aynı soru kendisine defalarca sorulur uzun bir süre hep dört cevabını verir sürekli yanlış cevap verdiği için daha da artan işkenceler bitmek bilmez. Bir süre sonra aynı soru yöneltildiğinde üç der sonuç değişmez, ilerleyen günlerde beş yanıtını verir sonuç yine değişmez. Artık Winston aklından şüphe eder hale gelir ve bir daha sorulduğunda bilmiyorum yanıtını verir ve cevabı kabul edilir. O’Brein’a doğru yanıtın ne olduğunu sorar, O’Brein ne için sorulduğuna bağlıdır 2×2= kimi zaman 4, kimi zaman 5, kimi zaman 3 eder, duruma göre sonuç daima değişir der.

Bu yöntemle vatandaşların zihinleri ‘2+2=5’ yaklaşımını bile kabul edecek şekilde yeniden şekillendirilir. Sevbak, ideolojiden sapanların ceza olarak itiraflarını almakta ve tutukluların önce bu itiraflarına inanmalarını ve yaptıklarından gerçekten pişman olmalarını sağlamaktadır. Bu işlem sonunda toplum içine yeniden salıverilen kişiler, partinin otoritesini yansıtmaktadır.

Winston artık işkencenin üçüncü boyutu ile karşı karşıyadır. 101 no’lu odaya konulur, odada içi fare dolu bir kafes ve O’Brein vardır, Winston’un en korktuğu şeydir fareler, onlara bu kadar yakın olmak ölmekten beter bir duygudur onun için, bu kafesten kurtulmak senin elinde der O’Brein. Winston 101 no’lu odanın neden bu kadar korkulduğunu o an anlar. İşkenceden kurtulmanın tek yolunun yerine başkasının konulmasından geçtiği anlar ve Julia’yı getirin ona yapın bunu o suçlu gibi haykırışlarla yalvarır O’Brein’a, işkence orada o anda sona erer.

Çünkü Winston O’Brein ile ilk buluşmalarında Kardeşler Örgütüne katılmanın koşullarında yer alan gerektiğinde Julia’ya ihanet ve ona zarar verme eylemini kabul etmemiş, bunun dışında kalan tüm şartlara her ikisi de tamam demiştir. Dolayısıyla O’Brein’a göre bu sadakat duygusundan arındırılmalıdır ki parti için saf temiz ve zararsız hale gelebilsin, nitekim başarmıştır.

Winston Sevbak binasındaki hücresinden salıverilir, artık o bambaşka biridir.

Tele-Ekranda savaş haberleri dinlerken Julia ile o işkence dolu günlerin ardından karşılaşmalarını anımsar. Artık ona karşı bir şey hissetmediğini ve Julia’nın da aynı durumda olduğunu düşünür. Tekrar haberleri dinlemeye devam eder. Yeni Winston için O’Brein hayran olunası bir adam, parti ise gerçekten güçlüdür ve harika işler başarabilen bir yapıdır. İçinde bu hayranlık duyguları ile gülümseyerek içkisini yudumlarken, partiye başkaldıran ve tamamen zararsız hale getirilen her insan gibi her şeyden habersiz arkası dönükken arkasından sıkılan bir kurşunla öldürülür. Okyanusya’da öldürmek kelimesi bunu tanımlamak için basit kaldığından olsa gerek bu süreçten geçenlere buharlaştırıldı denilmektedir.

Winston’da aklını kullanan sorgulayan her Okyanusya vatandaşı gibi iktidar tarafından buharlaştırılır.

D. Erbulut

“Bin Dokuz Yüz Seksen Dört / Nineteen Eighty-Four – Özet” için 8 yanıt

  1. Long time reader, first time commenter — so, thought I’d drop a comment..

    — and at the same time ask for a favor.

    Your wordpress site is very simplistic – hope you don’t mind
    me asking what theme you’re using? (and don’t mind if I steal it?
    :P)

    I just launched my small businesses site –also built
    in wordpress like yours– but the theme slows (!) the site down quite a bit.

    In case you have a minute, you can find it by searching for “royal cbd” on Google (would appreciate
    any feedback)

    Keep up the good work– and take care of yourself during the coronavirus scare!

    ~Justin

  2. Long time supporter, and thought I’d drop a comment.

    Your wordpress site is very sleek – hope you don’t mind me asking what theme you’re using?
    (and don’t mind if I steal it? :P)

    I just launched my site –also built in wordpress like yours– but the theme slows (!) the site down quite a
    bit.

    In case you have a minute, you can find it by searching for “royal cbd” on Google
    (would appreciate any feedback) – it’s still in the works.

    Keep up the good work– and hope you all take care of yourself during the coronavirus scare!

  3. I don’t typically comment on posts, but as a long time reader I
    thought I’d drop in and wish you all the best during these
    troubling times.

    From all of us at Royal CBD, I hope you stay well
    with the COVID19 pandemic progressing at an alarming rate.

    Justin Hamilton
    Royal CBD

  4. Wow that was odd. I just wrote an extremely long comment but after
    I clicked submit my comment didn’t show up. Grrrr… well I’m not writing all that
    over again. Anyways, just wanted to say great blog!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir